Brigitte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Brigitte etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mayıs 2009 Perşembe

buraya "manalı" bir yazı yazayım dedim, vazgeçtim. manasız yazayım dedim, mana bulamadım. manimiz var galiba mazimiz gibi, ne bileyim.

satırlarıma son verirken, hepimize mutluluklar dilerim.

31 Mart 2009 Salı

Bahar yüzünden tüm bunlar.



Marilyn, Marilyn, Marilyn.... Seni bahar çarpmış güzelim, sarışınım. Aylaklık isteğin tamamen baharın çaylaklığından. Üzülme geçecek. İki üç ay sonra birşeyin kalmaz. Yaza daha az çarpılacaksın. Ne zaman koyun saymaya kalksam, o koyun keçi oluyor. Bir keçiyi sayarken, keçi alıp başını gidiyor. Onun peşine takılıyor aklım, o patika onun bu patika benim dolanıp dururken kafamdaki tilkiler peşimize düşüyor. Onlardan kaçalım keçi, gel bu yandan derken yanlış yola sapıyoruz. Sen az otur ben kuyruklarını birbirine bağlayayım, diyorum. Bu böyle sürüp gidiyor...

Yani Marilyn, insan sayacağı şeyi iyi seçmeli. Misal karınca seç hele bi... Bir hız, bir keşmekeşlik... Bir ne bulursan al götür hali...

Şimdi bahar yoruyor ya hani insanı, bu bence tamamen durmaktan. Durmayacaksın. Etki edilen olmayacaksın. Sen kendi kendini öyle bir yoracaksın ki bahara birşey bırakmayacaksın. "Bahar git başımdan" demeyeceksin de bahar, gidecek başından, öyle bezdireceksin yani onu.

Audrey, detoksa ihtiyacın var kuvvetle muhtemel. Alacalı kuş tüyü daha iyi. Başına dik bence. Daha havalı duruyor, havada durduğundan sebep.

30 Mart 2009 Pazartesi

uykusuz dün gece...



Açım ve uykusuzum. Kendimi dinliyorum gözleri yarı kapalı. Sting'i dinlemeye hiç halim yok. Uykum kaçsın diye çeşitli yöntemler deniyorum. Çeşitleri de pek bir malumunuz üzere çay, kahve, sigara, volta... Elime bir de tesbih alırsam tam olacak. Gözler de kayık zaten. Neyime gerektiyse seçim seyretmek. "I'm a legal alien" durumundayım dinlemesem de Sting'i. Birileri de işe çocuk getirmiş bu gün. Sanki lunapark burası. Hepsini döndürüp döndürüp dolaba tıkasım var (Bkz. dönmedolap) Hayır, cani ruhlu değilim. "I'm a legal alien"im. İllegal olmamak için elinden geleni yapanım. Ama sabrın da sınırı var. Sınıra kadar gidip gidip dönüyorum. Dönmezsem ıslık çalarım. Uçurtmayı da vururum. Tabutta rövaşata hayli hayli... Beni bahar çarpıyorsa söyleyin. Her zamanki halimse ve hatalıysam uyarın. 2222'ye mesaj atın, düzelirim.

27 Mart 2009 Cuma

Zil, şal ve gül...


Bir şarkı bırakmamışım bilgisayarda dinlenecek. Öyle sessiz sabahlar, öğlenler ve de akşamlar yaşıyorum. Şarkılar hüznü körüklüyor. Rüyamda kocaman bir kuş tüyü gördüm. Renkli... Bir tane. Ne demek ola ki Audrey?
Amaaan... Eni sonu "mors ultima linea rerum est"
Durduk yere ne "amaaan" ın açıklaması yok. Öyle beş dakikalık düşünce molasının ardından çıkan sonuç.
Biri beni ışınlasın Endülüs'e. Raks edelim... Zil, şal ve gül... Bazen insan "ne işim var bu mekanda" boşluğuna düşüyor. Kafasına bir şey düşmeden, kaza geçirmeden "Burası neresi, ben kimim..." hissi... "Nayır, nolamaz, göremiyorum, kör oldum!" hissi...
Mübarek Endülüs'te 2500 eurolardan başlıyor, ışınlamasız. 500 euro da zile, şala, güle verirsin haliyle, gitmişsin oraya kadar, raks etmeden mi dönesin?
Amaaan... Eni sonu "mors ultima linea rerum est"
Beni Endülüs'e götürün, bırakın. Yapamıyorsanız zil, şal ve gül alın.

26 Mart 2009 Perşembe

pot mu?


Ben pot filan kırdığımı hatırlamıyorum. Hele fecisini... Var mı ki benim bildiğiniz potum? Varsa atın potaya.

25 Mart 2009 Çarşamba

fotoğrafsal sorun



sigarayı bırakırsam elimde başak sapı tutacağım, red kit misali !

Lodos



Sabah annem, "lodos" var, dedi. Nasıl ayırt ediyorsun dedim, poyrazı, karayeli, lodosu... Benim yaşıma gelince anlarsın, dedi. Altmışıma varmayı bekleyeceğim ayırdına varmak için rüzgarın. Sanki aniden eriyorsun sırrına, o yaşa gelince de...

Bu arada, aşağıdaki ankette, "Brigitte'nin soyadı Jones mu?" yu işaretleyen hanginiz yahu?

24 Mart 2009 Salı

Ben her bahar aşık olurum...



"Ben her bahar aşık olurum..." Sezen söylüyor. Ben de her bahar bunu söyler dururum.

Geçen bir filmde bir kadın (ne filmi hatırlıyorum ne kadını) sevdiği adamın peşinden öyle ağlıyordu ki (hatırladım şimdi filmi: Edge of Love) sahne öyle tanıdık geldi ki bir an (hani empatinin kralını yapmak bu olsa gerek) şaşırdım.

Sahne çok canlı hala ama hani seyredilmiş bir film gibi. Yahut şöyle diyeyim, atlatılmış bir hastalığın anısı, izi gibi. Acısı, kaşıntısı geçmiş bir su çiçeği izi. Ne tuhaf. Zaman her şeyin çaresi hakikaten ki böyle oluyor. Komik olan iki şey var. Birincisi, mavi gözlü, sarışın adam (böyle deyince literatürde Nazım oluyor, he he :) hani bahsetmiştim de ağlamaktan ve o acıdan, benim eminim hala öyle olduğumu düşünüyor. İkinci komik olan ise, adamın hala bir yarısının iyi (bize asla yansımayan ve yansımayacak olan/dı) bir yarısının da kötü olması (hep yansıyan ve yansıyacak olan/dı) halini kabulüm.

Bugün bana cuma gibi geliyor. Sanki yarın hafta sonu. Free time...

Bahar kıpırdatıyor ama insan ne yapacağını bilemiyor yahu. Var mı fikri olan?

002


Bungee-jumping yapmam. (Sen yaparsan seni tutmam ;)
Her tür hayvan olur da, bir "maymun" edinmem.
Kadir Topbaş'a oy vermem. (Pek bir güncel oldu!)

23 Mart 2009 Pazartesi

001


Ölmeden önce "hiç yapmam" diyeceğiniz üç şey nedir Audrey, Marilyn?