ilk gençlik çağlarımdan aklımda kalan en güzel filmdi..ve kitabını da okudum..kızların kabarık elbiselerine heves ederdim..ilk katıldıkları balolara..
niyeyse hep şu saçını kesip satan,evin erkeği görevini üstlenen kızın yerine koyduk kendimizi..ve öyle de devam etti hayatımız...biz mi seçtik..bizi mi seçtiler bilmem..oysa daha az zeki olan,giyinip süslenmeyi seven kızı seçmedik ve öyle olmadık...olamazdık da...seçilmiş idik en baştan..bizde bizi koydukları yeri seçtik..yapacak bişey yoktu..
şimdi kestiğimiz saçlar hala uzamadı..uzamasını da beklemiyoruz artık..
21 Ekim 2009 Çarşamba
ne güzel filmdi öyle..
Gönderen
Adsız
zaman:
09:52
3
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
23 Temmuz 2009 Perşembe
SOLGUN BİR GÜL OLUYOR DOKUNUNCA
Çoklarından düşüyor da bunca
Görmüyor gelip geçenler
Eğilip alıyorum
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ya büyük şehirlerin birinde
Geziniyor kalabalık duraklarda
Ya yurdun uzak bir yerinde
Kahve, otel köşesinde
Nereye gitse bu akşam vakti
Ellerini ceplerine sokuyor
Sigaralar, kâğıtlar Arasından kayıyor usulca
Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ya da yalnız bir kızın sildiği dudak boyasında
Eşiğinde yine yorgun gecenin
Başını yastıklara koyunca.
Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
En çok güz ayları ve yağmur yağınca
Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
Uzanıp alıyorum kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
Akşamlara gerili ağlara takılıyor
Yaralı hayvanlar gibi soluyor
Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
Yollar, ya da anılar boyunca.
Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
Solgun bir gül oluyor dokununca.
Behçet NECATİGİL
Gönderen
Adsız
zaman:
10:46
2
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
9 Temmuz 2009 Perşembe
"Yol kenarındaki yağmur mazgallarını kumbara sanıp, harçlığımı atardım
Bu yüzden en çok denizden alacaklıyım."
Sunay Akın
Gönderen
Adsız
zaman:
16:30
1 "yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
Gönderen
Adsız
zaman:
16:15
0
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
8 Temmuz 2009 Çarşamba
MABEL
Başına, üzerinde beyaz kırık çizgi desenli kırmızı bir fuları korsanbaşı bağlamış sütlü çikolata renkli kadının tek kulağında iri kırmızı bir halka küpe vardı. Baygın, alımlı, çekik gözleriyle uzakta bir yere veya birine bakan Mabel'in şahane kırmızı dudaklarından dalgın, bembeyaz bir gülüş akardı. Çıplak boynunda üç sıra inci kolye vardı, fakat matbaada bir renk ayrımı hatası olarak bunlar açık kahverengi basılmıştı.
Mabel, her aldığım çikletin üzerinde ne duruşunu, ne de gülüşünü değiştirirdi. Bana kızdığını, ya da bir şeye üzüldüğünü hiç görmemiştim. Yaz, kış, sabah, akşam bana alınan bütün Mabel çikletlerinin üstünde o hep gülümserdi.
Neşeli, sağlıklı, güzel bir genç kadındı Mabel. Yine de dikkatle bakınca gözlerinin derininde sakladığı hüznü görürdüm ve bu nedenle sık sık dikkatle bakmazdım gözlerine. Hüznün içindeki keyfi o zamanlar bile tanır, üstelik bundan hoşlanırdım, ama dokunaklı olduğunu gizleyemezdim... Hafif vanilya kokusu kadar bol şekerli tadı ve öbür çikletlerden daha büyük oluşu ama, ama en çok Mabel'in uzak, gizemli, biraz da beni ürküten imgesi... Sanırım beni en çok bunlar bağlıyordu Mabel çikletine. Daha okula başlamadan bana okumayı söktüren sözcük onun adıydı: MABEL!
Gönderen
Adsız
zaman:
14:30
0
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
Gönderen
Adsız
zaman:
09:21
0
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
26 Haziran 2009 Cuma
damda-ki / kızgın/ kedi
Gönderen
Adsız
zaman:
15:05
0
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
17 Haziran 2009 Çarşamba
Gönderen
Adsız
zaman:
11:28
0
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
Duygularıma hakim miyim yoksa onlar mı bana hakim..kim kime dumduma..
öfkeyle kalkasım var zararla oturmamak için saçımı yolmakla yetiniyorum..
bu ev benim için yeterli..
Gönderen
Adsız
zaman:
11:11
0
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
16 Haziran 2009 Salı
Ölmeden evvel bilinmesi gereken yüz şey nedir...
Bir çok camide veya hat sanatı çalışmalarında *vav* harfi dikkatimi çekmiştir ama nedense sormamışımdır neden bir başka harf değilde *vav* Sanırım bunu sorma vaktim henüz gelmemişti(!) *Vav* mana olarak diğerlerinden farklı imiş..şekline bakıldığında bir ceninin anne karnında duruşunu simgeliyormuş..mütevazi oluşu, kul oluşu simgeliyormuş…ve daha bir çok şeyi ihtiva ediyor.. Düşünüyorum da bilmediğim ne çok ayrıntılı veya direk şeyler var hayata dair…Genel kültüre mi giriyor bunlar özel kültüre mi bilmiyorum..ölmeden gezilmesi gereken yüz yer tarzında yazılar vardır da ölmeden bilinmesi gereken yüz şey nedir acaba..ve buna kim karar veriyor ki...
Gönderen
Adsız
zaman:
17:27
0
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
15 Haziran 2009 Pazartesi
Bestekar Şükrü Tunar'ın Uşşak makamındaki güzide eserini çok kıymetli sanatçımızdan dinliyoruz.
Gönderen
Adsız
zaman:
17:29
1 "yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
4 Haziran 2009 Perşembe
HAYAT
Hayat ciddiye alınmayacak kadar ciddidir.
Gönderen
Yul
zaman:
14:16
3
"yorum yapmam icabetti" diyen.
2 Haziran 2009 Salı
...
çocuk bir aklında...
sonra telefonu çeviriyor, ucunda minik bir ses. konuşamıyor.
çocuk hep orda...
korkuyor...
bir telefon daha edecek
peki ya sonra...
Gönderen
moroccom
zaman:
12:22
3
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: Clint
21 Mayıs 2009 Perşembe
buraya "manalı" bir yazı yazayım dedim, vazgeçtim. manasız yazayım dedim, mana bulamadım. manimiz var galiba mazimiz gibi, ne bileyim.
satırlarıma son verirken, hepimize mutluluklar dilerim.
Gönderen
Brigitte
zaman:
22:35
1 "yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: Brigitte
yavaş yavaş...
Yapraklar birer birer düşüyor sonbaharda..ağaçlar birden bire çıplak kalmıyor...renkler birden bire yeşilden sarıya dönmüyor..usulca dönüşüyorlar...ağır çekim..seni katıyor rengine..gözlerin alışıyor..renk ne zaman yeşildi ne zaman sarı oldu anlamıyorsun..bu bir sır..hava yavaş yavaş kararıyor..güneşin batışı yavaş yavaş..önce bulutlar ağır ağır ilerliyor önüne..sonra tekrar açılıyorlar..sonra az biraz daha kapatıyorlar..hava biraz alacalanıyor..alacakaranlık basıyor..gözlerin alışıyor…elinde kitap cam kenarında oturmuş okuyordun iyi güzelde hava ne vakit karardı..gözlerin alacaya alışık..hala görebiliyorsun..ne zaman akşam olmuş..herşey yavaş yavaş…ağır ağır..alıştıra alıştıra…gemi birden yokolmuyor ufukta…dünya yavaş yavaş dönüyor…dehr adı verilen bir gazla zehirleniyoruz sanki...doğum günlerinden çok doğan kişinin önemi olmuştur benim için…bir yaş daha yaşlanmanın..yaşlandım bir yaş daha..illa bir muhasebe yaparsın, usüldendir, ne yaptım..nerdeyim..nasıl gidiyor bu yolculuk..nasıl bir yolcuyum..insan hep düz yaşlarda kararlar alır ne hikmetse..yirmimi doldurursam şunu yapacam..yada kendime 30’uma kadar şunu yapma şansı veriyorum,yoksa yok artık..yani kalkıp otuzdokuzuma girince şunu yapacam vs denmez pek..Dileğim kendimi onarabilmek..
Gönderen
Adsız
zaman:
12:42
0
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
Acının Emzirdiği Şair...
Fürûğ Ferruhzâd’da derin acıların içerisinden gelerek kendi şiir patikasını oluşturmuş bir şair. Şiir onun için hep bir avuntu ve kaçış için mazeret olmuş. Babası bile şiirin onu ailesinden uzaklaştırdığını söylüyor. Sonraları biraz inziva, biraz huzur için yaptığı evlilikten olan evladını görememenin verdiği yakıcı acıyla tekrar şiirin merhametli kollarına bırakıyor kendini.
Artık göremediği evladı Kâmyâr’ın yerine Hüseyin diye bir çocuğu evlatlık olarak alıyor ama yine de oğlunun acısı damarlarını yakıp kavuruyor. Yıllar sonra biz de onun mısralarının arasına gömüldüğümüzde aynı acıyla karşılaşıp hüzünleniyoruz…
Keşke güz olsaydım
keşke güz olsaydım
keşke sessiz
hüzünlü
güz olsaydım
arzularımın yaprakları bir bir sararsa
güneşi gözlerimin
soğusaydı *
Gönderen
moroccom
zaman:
11:59
1 "yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: Clint
20 Mayıs 2009 Çarşamba
The Black Balloon (seyre değer)
Gönderen
Marilyn
zaman:
11:34
2
"yorum yapmam icabetti" diyen.
14 Mayıs 2009 Perşembe
karınca
Gönderen
Adsız
zaman:
11:06
0
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
7 Mayıs 2009 Perşembe
Orantısız güç her yerde..
Çocukken hatırlıyorum, köyde yüksek gerilim direği vardı. Aniden patlama sesi ile çınlardı ortalık.Anlardık ki yine bir karga cereyana kapıldı. Diğer kargaların çığlık çığlığa sesleri duyulurdu akabinde. Kargalar ürkütücü, çirkin sesli ( La Fontaine sağolsun) ve zarar verici olarak kalmıştır bir çoğumuzun hafızasında. Zekalarından sözedilir ve kindarlıklarından bir de .Platon –ne derece doğru bilemiyorum ama- çocukken civciv beslermiş. Onları çimlere gezdirmeye çıkarırmış. Ancak bir karga musallat olmuş bunlara. Her gün bir tanesini alıp götürüyormuş. Sonunda Platon bir plan yapmış. Karganın yemlenmeye çıktığı bir sırada ağaca tırmanıp,yuvasındaki karga yumurtalarını almış,pişirmiş ve sonra tekrar yuvasına geri koymuş. Artık ne kadar bekledi karga yumurtadan yavru çıkmasını bilinmez. Burda karga mı insanoğlu mu daha kindar bilmiyorum. Orantısız güç buna mı deniyor. Bir hayvanla mı bir tutacağız kendimizi yoksa zaman zaman onlardan daha mı aşağılarda olacağız. Silahlar çıktı mertlik bozuldu işte. Önceden en azından adam gibi karşı karşıya geçilip dövüşülürdü. Kısasa kısasın bir anlamı vardı. Şimdi eline silah geçiren bir kin sahibi,yahut insanlıktan aşağılara kaymış bir insanoğlu onlarca kişiyi bir kaç saniyede öldürebiliyor. Evrim teorisine inanasım geliyor. Kimileri hala insan olamamış. Orantısız güç her zaman her yerde var. Bazen bir devlet bir devlete karşı. Bazen bir adam bir kadına , bir kadın bir çocuğa. Bazen savunmasız hayvanlara. Bazen zekası iyi olan biri biraz aptala karşı. Ha bazen aptal zekalıyı faka bastırıyor oda ayrı bir mevzu. Bazı yüksek mevkideki ,masası zengin biri altındaki elemanı ezip geçiyor. Orantısız gücün oranı yok yani. Sahası ise oldukça geniş.
Gönderen
Adsız
zaman:
14:34
2
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: audrey
6 Mayıs 2009 Çarşamba
işyerinde doğum günü
Sabah kalktığım gibi bugün başlamak için beklettiğim Elif Şafağın kitabı AŞK'ı attığım gibi çantama ve Ahmet Kaya'dan doğum günüm kutlu olsun mutlu olayım senelerce şarkısını bülbül sesimle söyleye söyleye baktım kuş yaptırıpta bırakan olmuşmu diye pencereme.yoktu : )
08.20 iş başlangıcı
08.30 çay ve doğumgünü tebrikleri kabulu
08.45 canısı Brigitte’ın iç ısıtan telefonu. Doğum günü sohbetimiz. Pastadan çıkan kız esprimiz
10.00 Beş tane kırmızı gülden oluşan bir çiçek.
.
.
11.30 artık dost olmadığını düşündüğüm bir dosttan yazılı masama bırakılmış doğum günü notu. Üzerine ortancadan koparılmış bir çiçek bırakılmış. Severim ortancaları. Bağdaştırmam inş bu kutlama ile ortancaları.
Facebook güzel işliyor bu konularda insanın doğum gününü arkadaşlarının gözünün içine sokuyor :) Hatırlatıyor. İlla arkadaşını kutla tebrik et diye :)
14.00 gerçek bir dost, gerçek bir nefes telefonu bir kez daha.
14.30 yaklaşık on yıllık lens kullanma hayatımda ilk defa lensim yırtıldı. Şu an tek gözümle yazıyorum : )
Audrey nisan yağmuru biriktirdiğin için sağol :)
Gönderen
Marilyn
zaman:
15:52
5
"yorum yapmam icabetti" diyen.
Etiketler: marilyn






